Neden Sütlü Çay?

Bu yazımda İngiliz çayının neden sütlü içildiğini ve nasıl içildiğini paylaşmak istiyorum.

Aslında İngiliz çayı, bu çayın İngiltere’den geldiği anlamında kullanılmıyor. Zaten İngiltere’de doğal ortamda çay yetişmiyor. Sadece Cornwall bölgesinde çok az bir alanda yetiştirilmesi yapılıyor, o da mikroiklim ortamı oluşturarak sağlanıyor. İngiliz çayı aslında tamamen Sri Lanka, Hindistan gibi doğu Asya ülkelerinden geliyor.

1569927369803917127qQMvGKic

İlk sütlü çayı 17.yüzyılda bir Fransız kadın Paris’te sunmuş misafirlerine. Sütlü çay modasını başlatan oymuş. Ama zaten sütlü çayı sadece Fransızlar, Britanyalılar içmiyor, Asya ülkelerinden birçok ülke çayı sütlü içiyor. Hatta Bangladeşli komşumda gördüğüm şekliyle Bangladeşliler, çayı direk sütün içinde kaynatarak demliyorlar.

Peki neden süt katıyorlar?

Bunun üç temel sebebi var:

  1. Öncelikle çaya ilk süt koyma sebebi fincanların çatlamasını önlemekti. 18. ve 19.yüzyıllarda çay içilen porselenler ısıya dayanıklı olmadıklarından fincanı ısıya alıştırmak için önce soğuk sütü fincana koyup sonrasında sıcak çayı ekliyorlardı. Böylece fincanlar çatlamıyor, keyifler kaçmıyordu. 🙂
  2. İkinci sebep, İngiliz çayı, burada English Breakfast Tea’yi kast ediyorum, diğer çaylara göre daha acı bir tatlardan oluşan bir karışıma sahip. Yani içine tadı yumuşatacak birşey katmadan içmesi gerçekten kolay değil. Hem çayın acılığını almak, hem içimini yumuşatıp daha kremalı bir tada ulaşmak için süt ekleniyor.
  3. Alışkanlık. Evet, biz nasıl kendi çayımızı sütsüz içmeye alıştıysak, Britanyalılar da çayı sütle birlikte tanıdıkları için sütle içiyorlar.

Siz hiç sütlü çay denediniz mi? Peki, sevdiniz mi?

Fikirlerinizi merak ediyorum. Umarım yazım faydalı olmuştur. Sevgiler.d892b7a24f6de8ee52e161408ef85ae6

Sonbahar’da Londra’nın en güzel 6 yeri!

Sonbahar Londra’da başka güzel, mevsimin kendi doğası ve ışığı bir yana bir de şehri süsleyen festival havası muhteşem bir geçiş hissettiriyor.

Doğadaki dönüşümün yanı sıra dükkanların ve evlerin de Sonbahar’a uygun dekore edilmesi ayrıca keyif veriyor. Havanın iyiden iyiye soğuduğu bu günlerde renkli sokaklarda ve sarıdan turuncuya dönen parklarda gezmek en sevdiğim aktivite. Buranın Eylül’ünü de Ekim’ini de bir başka seviyorum. Bu sene biraz geldi geçti sanki ama bitmeden görmeniz gereken harika yerleri gezip derledim sizin için.

Kynance Mews

İki sene önce Virginia Creeper bir sonbahar günü adlı bir sarmaşık türüyle tanıştım. O gün bugündür Ekim’de bu sarmaşığın renk geçişlerini görmek için sabırsızlanıyorum. En az ilkbahar kadar heyecan verici geliyor bana bu görüntü. Bu sokakta bu sarmaşığın en ünlü görüntülendiği yerlerden biri. Gerçekten muhteşem değil mi?

Les Senteurs Perfumery

Muhakkak görmüşsünüzdür, Londra’da bir çiçekli dükkan furyası var. Bu dükkan da vitrinini çiçeklerle süsleyip ses getiren reklam yapmayı başaran dükkanlardan biri. Geçen sene ilkbaharda çiçeklerle süslemişlerdi vitrinini, şimdi de Sonbahara’a uygun dekore etmişler. Ben bayıldım, zaten çiçekli her şeye bayılırım da 😄, Sizce nasıl?

Peggy Porchen

Aslında buranın pek bayıldığım bir tarafı yok. Instagram fenomeni olmasından mıdır nedir hatta itici bile gelmeye başladığını söyleyebilirim başıma bir iş gelmeyecekse, ama şu balkabağından süsleri sevdim, bir de önünden geçmişken çekeyim dedim işte 😛 önünde inanılmaz bir içeriye girme sırası, sürekli bir fotoğraf çekme olayı ne bileyim biraz itiyor beni sanırım..

Wild Things Flowers

Bir başka Instagram ünlüsü dükkan ama bu sefer hak ediyor bence, çünkü çiçekçi! 🙂 Benim gibi iflah olmaz bir çiçekseverin mevsimlik tavaf edebileceği bir yer. Aslında küçücük bir yeri var içeride ama zaten içerisi değil dışarıdaki sezona uygun süslemeleri, su dolu eski tip bir kovanın içinde yüzen çiçekleri buranın en görülesi noktası. Sonbahara uygun balkabaklarıyla süsledikleri bu görüntüyü ben çok sevdim, o kadar sevdim ki ayrılıp gidemedim başından, bi görün isterim 🙂

Dalloway Terrace

Bu kafe her sezon teras kısmını sezonun renkleriyle ve temalarıyla süslemesiyle ünlü. Ben bu Sonbahar’da gitme fırsatı bulamadım ama gitmek isteyenler için yine de eklemek istedim listeye. Gitmeden önce randevu lamanız gerektiğini de hatırlatmakta fayda var.

dalloway-terrace-autumn-2018-1-highres-1538751276.jpgBu fotoğraf Harper’s Bazaar DErgisinin online sayfasından alınmıştır, tüm hakları Harper’s Bazaar’a aittir.

Dominique Ansel Bakery

Dominique Ansel fırıncısının böyle atraksiyonlara ihtiyacının olmadığı bir ünü var aslında. Tam bir başarı hikayesi var bu fırının ve ben burayı en çok o ilham verici hikayesi sebebiyle seviyorum AMA, bu sene yaptıkları giriş dekorasyonları da tam önünde gidip fotoğraf çekilmelik.

Benim Sonbahar’da Londra listemde bu mekanlar var, umarım seversiniz. Sizin de vakit geçirmekten keyif aldığınız mekanları aşağıda yorum olarak benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Hem başkaları da görmüş ve faydalanmış olur, sevgiler! 🙂

‘Charity Shop’ nedir?

Charity shop kavramı gelişmiş ülkelerde gördüğümüz eşyayı ikinci, üçüncü el olarak geri dönüşümlü kullanma sistemi.

Peki sistem nasıl işliyor?

Siz kullanmadığınız herhangi bir kıyafet, ev eşyası, oyuncak, mobilya, kitap gibi bir ürünü bu dükkanlara ücretsiz bağışlıyorsunuz. Bildiğiniz, poşeti doldurup kapıdan ‘donation! diye bırakıp gidiyorsunuz. Bu dükkanlar her türlü eşyayı ücretsiz bir şekilde alıyor, kullanılabilir olanları temizliyor, kullanılamaz olanları atık olarak ayırıyor. Bazı kıyafetleri ütülüyorlar. Bir dönem bir Charity shop’da ütücü olarak gönüllü çalışmışlığım var 🙂 Sonrasında uygun şekilde fiyatlandırıp satıyorlar. Gelirini de yardım yaptıklarını iddia ettikleri kurumlara gönderiyorlar. Bu kimi zaman hayvanlar için çalışan bir kurum olabilir, kimi zaman Afrika’da su kuyuları açmayı hedefleyen bir yardım kuruluşu olabilir, kimi zaman kanser hastalığıyla mücadele eden kişilere yardım olabilir kimi zaman da Bosna Hersekliler dayanışma derneği gibi son derece spesifik olan gruplar için de çalışıyor olabilir. Hatta siz de faydası olacağını düşündüğünüz bir yardım kuruluğu kurabilir bununla ilgili bir charity shop açabilirsiniz.

Devlet bu kurumları tüketimi azalttıkları için. geri dönüşüm sağladıkları için, istihdam alanı yarattıkları için ve ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmada devletin yükünü azalttıkları için acayip destekliyor. Mesela bu dükkanlar kiralarının çok az bir kısmını ödüyorlar. Genel olarak vergide indirim alıyorlar. Velhasıl çok işlevsel gerçekten ve büyük bir boşluğu dolduruyorlar.

Eğer bu dükkanları ilk görüşte tanıyamazsanız diye birkaç Charity Shop ismi vereyim:

En ünlülerinden Cancer Research, Oxfam, British Heart Foundation, RSPCA, Peace Hospice tabelasını gördüğünüz dükkanlar bilin ki charity shop’dur. Bunun dışında çok daha lokal olarak mesela sadece deri hastalıkları için çalışan ve tek bir şubesi bulunan charity shop’lara da rast gelebilirsiniz.

Charity Shop’dan alışveriş yapmayı neden seviyorum?

  1. Kitap konusunda acayip doyurucu buluyorum, hem çocuk kitapları hem yetişkin kitapları hem de ilgi alanlarımla ilgili acayip bir kitap deryası bu dükkanlar.
  2. Sürprizlerle dolu, içeriye bir giriyorsun ne var ne yok hiç bir fikrin yok, bu harika değil mi? Bir de eskilere ait o hoş tasarımlı tabaklar, çanaklar pek kıymet görmediği için buralara düşüyor, onları bulmak hazine avı gibi 🙂
  3. Ucuz. Ucuz derken sadece fiyat olarak bakmamak lazım diye düşünüyorum, sürdürülebilirlik açısından bir malın değerini, ikinci kez kullanıldığındaki değerini de ödemek gayet mantıklı. Ayrıca tasarım ürünler bulduğunuzda ‘ucuz’ tam kelime manasıyla hak ediyor.
  4. Çevreye korumaya katkısı var. Sanırım bu en geçerli sebep bu dükkanlardan alışveriş yapmak için. Zira büyük bir israf var dünya genelinde, sürekli tüketiyoruz ve tükettiklerimizin atıkları gezegenimizi yaşamı tehdit edecek kadar etkiliyor. Bu yüzden yeni bir ürün almaktansa zaten üretilmiş, kullanılmış birşey almak beni hiç gocundurmuyor, aksine çevreye yeni bir zarar vermemi önlediği için iyi bile hissettiriyor.
  5. Özellikle bebek eşyası, çocuk oyuncakları ve çocuk kitapları konusunda acayip karlı alışverişler yapabilir, bebek ve çocukla ilgili aradığınız her şeyi bebek-çocuklara özgü dükkanlarda bulabilirsiniz.

Ara ara bu dükkanlarda neler bulduğumu, sizin de neler bulabileceğinizi ve en sevdiğim tasarım charity shop dükkanlarını paylaşıcam.

Sizin hiç Charity Shop deneyiminiz oldu mu? Neler aldınız, ya da almayı seviyorsunuz bu dükkanlardan?

Beni Instagram’dan ve Facebook’dan takip etmeyi unutmayın!

https://www.instagram.com/acemilondoner/

https://www.facebook.com/acemilondoner

Not: Bu yazıda gördüğünüz her ürünü bu dükkanlardan aldım 🙂

img_0629img_0630img_0633img_0628

İngiltere’deki Eğitim Sistemi ile İlgili Bilmeniz gerekenler ve Tavsiyeler

 

İngiltere’ye sonradan geldiyseniz ve okul çağı çocuğunuz varsa bu yazı sizin için önemli olabilir. İngiltere Eğitim sistemini kabaca ilk yazımda bahsetmiştim. Okumak için lütfen tıklayın.

Bu yazıda daha çok kişisel deneyimlerimi, gözlemlerimi ve nacizane tavsiyelerimi paylaşacağım. Bunları ne çeşit bir deneyime dayanarak paylaştığımı merak ediyorsanız da kısaca açıklayayım; Türkiye’de eğitim üzerine eğitim almış ve İngilizce öğretmenliği yapmış daha sonra buraya göç edince devlet okullarında (hem secondary hem de primary) öğretim asistanlığı yapmış ve halen özel öğretmenlik yaparak öğrencilerim üzerinden sistemi öğrenmekte olan biriyim. Özellikle okullarda çalışmanın büyük bir deneyim olduğunu düşünerek yıllarca kendimce aldığım notları sizlerle paylaşmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum.

İlk önce en önemli bilmeniz gereken çok çok önemli konu her okulun bünyesinde bulunan Inclusion Department, yani kaynaştırma departmanı. Buraya sonradan geldiyseniz, çocuğunuzun okul tarafından İngilizce takviye talep edebileceği departman burası. İngilizce takviyesi gereken öğrencilere EAL (English as an Additional Language) deniyor. Bu departman aynı zamanda SEN denilen özel eğitim desteğine ihtiyaç duyan öğrencilere de destek oluyor, Teaching Assistant denilen bir öğretim asistanı temin ediyor. Bu asistan öğrencinin gün boyu ihtiyaçlarını karşılıyor ve böylelikle sınıftaki öğretmenin üzerine de ekstra bir yük binmemiş oluyor. O kadar güzel işleyen bir sistem ki bu benzerinin Türkiye’de yapılmasını çok isterdim. Çünkü özel eğitim öğrencilerine kesinlikle özel destek gerekiyor ve bu çocuklarla doğru şekilde ilgilenildiği takdirde yüzde 80-90 civarı başarı sağlanıyor. Özel eğitim konusunda yeterince farkındalığımız olmadığını düşünüyorum, mesela bir çocuk kendi ülkesinden yeni geldiğinde sadece dil anlamında değil genel anlamda uyum sorunları yaşayabiliyor ya da kendini yalnız hissedebiliyor. Böyle durumlarda da öğretmenlerle ya da okul yönetimiyle konuşup bu tür destekler alabilirsiniz.

Dil takviyesini ayrıca inceleyecek olursak, öğrenci ilkokul seviyesinde yeni geldiyse çok temel düzeyde bir İngilizce takviye sağlıyorlar, bu konuda beklediğinizi bulamayabilirsiniz. Öğrencinin çok fazla üzerine düşüp illa hızlıca öğrensin modunda yaklaşmıyorlar. Biraz daha çocuğun sosyal ve okul ortamında dilini geliştirmesini bekliyorlar ve akademik olarak çok da yüklenmiyorlar. Bu yüzden en önemli ikinci tavsiyeyi burada vereceğim. Lütfen çocuğunuzun İngilizce öğrenmesini okul dışında da destekleyin, sadece okula gitmesinin ilk aşamada yetmeyebileceğini kabullenin. Tabi ki çocuğa göre değişen bir durum bu ama benim genel gözlemim dışardan desteğin gerektiği. Bunu okul dışı çeşitli aktivitelere katılmasını sağlayarak, bol miktarda kitap okuyarak (başta sizin ona okumanız çok faydalı olacaktır), İngilizce çizgi film izleyerek, okul dışı arkadaş ortamı oluşturarak destekleyebilirsiniz. (Gerekirse İngilizce ders dahi aldırabilirsiniz, çünkü phonic denilen seslerin ve kelimelerin okunuşu eğitimi bazı yaş grupları için kritik olabiliyor. Ya da gramer konusunda takviyeye ihtiyaç duyabilir çocuğunuz.) Tabi sizin yaklaşımınız, kendinizi geliştirme isteğiniz çocuğunuzun sosyal öğrenmesiyle çoğunlukla doğru orantılı olacaktır. Bu yüzden kendiniz de olabildiğince sosyal olmaya çalışın.

Gözlemlediğim en kritik aşamalardan biri, ilkokul birinci ve ikinci sınıfta öğrencinin okuma-yazma ve phonics denilen ses dizilimine, kelimelerin okunuşuna dair derslerini takip etmeniz, her gün verilen materyallerle tekrar yapmanız, her gün eve gönderilen okuma kitapları bitirmeniz ve eksizsiz bir şekilde ödevlerini tamamlatmanız. Bu çok sancılı bir dönem olabilir, burada doğup büyüyen çocuklar dahi zorlanabiliyor, değil ki yeni gelen zorlanmasın. Ama velilerin ihmal ettiği bir nokta çocuğun günlük alıştırmalarının takibi oluyor. Kimseyi rahatsız hissettirmek istemem ama inanın ki öğretmen olarak yaşadığım genel problem 3. ve 4. sınıfta çalışmaya başladığım çocukların hemen hepsinde 1. ve 2. sınıftaki takibin, okuldan eve gönderilen alıştırmaların ciddi çalışmayla yapılmaması ve kitapların okunmaması oluyor. İnanın buna özen gösterirseniz ileride çocuğunuzun çok daha kolay bir eğitim hayatı olur.

İkinci en kritik dönem 5.sınıf, çünkü bu yılda ortaokulun temelini oluşturacak konuları öğreniyorlar, yine öğrenmesini takip edip, öğrendiklerinin alıştırmasını yaptığından emin olun. CGP, Bond gibi yayınevlerinin sınıflara göre ayrılmış İngilizce ve Matematik destek kitapları var, bunları herhangi bir kitapçıdan edinip haftalık alıştırmalar şeklinde yaptırabilirsiniz, çok faydası olacaktır. Ayrıca 5. sınıfta iyi bir temel hazırlaması için çocuğunuza yardımcı olmanız 6. sınıfın sonunda gireceği SAT seviye belirleme sınavı için de çok yararlı olup iyi bir seviyede sonuç almasını sağlayabilir.

Diğer bir konu sosyal olarak çocuğunuzun kendini iyi hissettiği bir ortamda olması ‘Bullying’ denen zorbalık UK’de okullarda önlenmeye çalışılan bir durum.  Aksanı yüzünden, görünüşü yüzünden ya da herhangi bir sebepten bazen çocuklar diğer çocuklar tarafından zorbalığa maruz kalabiliyor. Bu tabiki buraya özgü bir durum değil, dünyanın her yerinde bu tip olaylar okullarda olabiliyor. Ancak UK’de bununla ilgili zorbalık yaptığı kesinleşen bireylere ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Bu yüzden çocuğunuz bu konuda herhangi bir olumsuzluk yaşarsa doğrudan öğretmenleriyle ve yönetimle iletişim kurmaktan çekinmeyin, önemsiz görüp akışına bırakmayın.

Genel olarak öğrenciler okul defterlerini okulda bırakıyorlar, eve yalnızca ödev defteri geliyor. Çocuğunuzu genelde bu ödev defteriyle takip ediyorsunuz. Ödevler haftada bir veriliyor ve birkaç gün içerisinde teslim edilmesi bekleniyor. Veli toplantılarında çocuğunuzun derste kullandığı defterleri görebilirsiniz, genelde bakmanız için izin veriyorlar. Bu defterlere göz atıp neler öğrendiğini kontrol edebilirsiniz.

Şimdilik paylaşacaklarım bu kadar, umarım işinize yarar, sevgiler.

 

İngiltere’de Uygun Fiyatlı Ev Eşyası, Mobilya bulmak

Londra ya da UK’in başka bir yerinde ev eşyasına, mobilyaya ihtiyaç duyduğunuzda servet ödemek istemiyorsanız, ya da geçici, idarelik birkaç mobilya ya da herhangi bir ev eşyası düşünüyorsanız bunun için birkaç hızlı ve kolay önerim olacak.

Charity Shop’lar

Hemen her mahallede bulunan charity shop’lar işinizi acayip kolaylaştırabilir. Yalnız hepsinde mobilya olmayabiliyor. Hatta sadece mobilya satan charity shoplar da var. Debra, British Heart Foundation, Sue Ryder mobilya mağazası olan charity shoplardan bazıları. Hemen her büyük semtte biri olmazsa biri olabiliyor. Ya da bunların dışında ismi duyulmamış ev eşyası satan yerel charity dükkanları bulabilirsiniz. Bu mağazalarda orta halli kullanılmış bir koltuğu 20 pounda, dolap ve kitaplıkları 5-10 pounda kadar ucuza bulabiliyorsunuz.

Bu dükkanların bir diğer güzel yanı evde artık istemediğiniz bir mobilya varsa aradığınız takdirde gelip ücretsiz götürüyorlar. Hem istemediğiniz eşyadan kurtuluyorsunuz hem de artık istemediğiniz o eşya satıldığında hayır kurumlarına gidiyor ve aynı zamanda tüketimi azaltıp geri dönüşüm sağlayarak çevreyi korumaya katkı sağlamış oluyor.

Bu arada ben harika şeyler buluyorum Charity Shop’lardan, evimin yarısından fazlası ikinci el eşyadan oluşuyor, bir ara bulduklarımı sizinle ayrı bir post olarak paylaşıcam.

FreeCycle

Bu sistemi o kadar çok kişi bilmiyor ki hayret ediyorum doğrusu.

Evet UK’de ücretsiz eşya bile bulabilirsiniz. Aşağıda verdiğim sitelere bakarsanız buradan her türlü istenmeyen ikinci el ev eşyalarını, mobilyaları bulabilir, anlaştıktan sonra sahibinin evine gidip eşyayı alabilirsiniz. Hatta bazen ev sahibi sizin evinize kadar getirebiliyor, çünkü acil taşınması gereken biri bir an önce eşyadan kurtulmak isteyebiliyor.

Bir de İngiltere’de ücretsiz piyano sahibi olabilirsiniz bu siteler üzerinden. Çok fazla bir dönüşüm var, 40-50 pounda charity shoplardan da bulabilirsiniz.

Bu sisteme genelde Free Cycle deniyor ama muadillerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki linklere tıklayıp ilgili sitelere ulaşabilirsiniz.

Freecycle: https://www.freecycle.org/

Freelywheely: https://www.freelywheely.com/

Trash Nothing: https://trashnothing.com/

GumTree

GumTree’den ev, araba, herhangi bir konuda hizmet bulabildiğiniz gibi ev eşyası da bulabilirsiniz. Biz birinden koltuk aldık geçen sene, yeni almış ve çok az kullanmış sahibi, ressam olduğu için boya kazası yaşamış koltuğun üzerine boya dökmüş ama hiç anlaşılmıyor. Kendisi evin önüne kadar kadar getirdi arabası büyük olduğu için. Biz de 30 pounda hiç taşıma ücreti vermeden koltuk sahibi olduk. Biliyorsunuz burada eşyadan çok taşımaya para verilir o yüzden böyle güzel denk gelmeler de yaşayabilirsiniz. İhtiyacınız varsa bir bakın derim.

Shpock App

Bu uygulama, boot sale olayının uygulama şekline getirilmiş hali. Alım ve satım yapabiliyor, bedava, kullanılmış ya da hiç kullanılmamış ürünler bulabiliyorsunuz.

https://en.shpock.com/ Şu websitesinden bakabilir, telefonunuza uygulamasını da indirebilirsiniz.

Bunların  dışında Facebook’da da yaşadığınız bölgedeki insanlar tarafından oluşturulmuş ikinci el eşya dönüşümlü grupları bulabilirsiniz fakat bu gruplarda kişiler kendi aralarında alışveriş yaptıkları için belli bir sistem yok, bu yüzden de tamamen güvene dayalı ve denetimden uzak bir alışveriş olacaktır. Bu konuda dikkatli olmanızı öneririm.

Antika gibi güzel, gerçek ağaçtan yapılma ürünler satan birkaç charity shop ve antika dükkanı biliyorum, bir ara onları da adresleriyle birlikte paylaşıcam.

Şimdilik ikinci el eşya ile ilgili bahsedeceklerim bu kadar. Eğer sizin de bildiğiniz başka imkanlar varsa aşağıda yorum olarak paylaşırsanız çok sevinirim, böylelikle tüm okuyanlar faydalanmış olur. Şimdiden teşekkürler.

‘Kendin Topla Bahçeleri’/ Pick Your Own (PYO) Farms

UK’ye geldiğimde denemek istediğim ilk etkinliklerden biriydi kendin topla bahçeleri. Koskoca çiftliklere gönlünce dalıp, çilekleri, böğürtlenleri, ahududuları, kendin koparıp topluyorsun, eve gelip reçelini yapıyorsun ya işte bu çok keyifli geliyor bana. Yazın ayrı sonbaharda ayrı keyifli. Okumaya devam et

İngiltere’de Eğitim Sistemi

Türkiye’den çoğu göçmenin İngiltere’deki eğitim sistemiyle ilgili net bir bilgiye ihtiyaç duyduklarını fark edince böyle bir yazı şart oldu. Yıllardır burada yaşayan ülkemizden insanlar bile eğitim sisteminin nasıl işlediği konusunda sorularını giderememiş. Çocuklarıyla birlikte süreç içinde öğreniyorlar elbette ama yine de bazı detaylar kafa karıştırıcı, bazı dönüm noktalarından önceden haberdar olmak gerekiyor ve de ihtiyaç duyanlar için genel bilgi olarak bir yazıda toparlamak istedim. Okumaya devam et

Londra’ya yakın Lavanta Tarlaları

Lavanta sezonunun açılmasıyla birlikte her sene gitmekten keyif aldığım Londra civarındaki Lavanta tarlalarından bahsetmek istiyorum size. Temmuz gelince sosyal medya hesaplarının lavanta tarlalarıyla dolmasının etkisiyle bir coşkudur gidiyor ama gerçekten de çok güzel bir görüntüsü var Lavanta tarlalarının. Ortasına ne koysan yakışıyor, hangi elbiseyi giysen güzel çıkıyorsun. Öyle bir güzellik… Continue reading “Londra’ya yakın Lavanta Tarlaları”