Londra’ya yakın Lavanta Tarlaları

Lavanta sezonunun açılmasıyla birlikte her sene gitmekten keyif aldığım Londra civarındaki Lavanta tarlalarından bahsetmek istiyorum size. Temmuz gelince sosyal medya hesaplarının lavanta tarlalarıyla dolmasının etkisiyle bir coşkudur gidiyor ama gerçekten de çok güzel bir görüntüsü var Lavanta tarlalarının. Ortasına ne koysan yakışıyor, hangi elbiseyi giysen güzel çıkıyorsun. Öyle bir güzellik…

Önden genel birkaç tavsiye verelim; öncelikle, lavanta normalde Temmuz ortası açan bir bitki ve açtığı ilk iki hafta en güzel hali. Ağustos’un ilk haftası da güzel olabiliyor ama sonrasında lavantalar güneşten soluyor ve renkleri en cazip parlaklığı yitirmiş oluyor. Dolayısıyla gidecekseniz bu dönemi kaçırmayın. Bir de bu sene sıcaklar daha erken bastırdığı için birçok tarlanın işletmesi, lavantaların erken açacağı konusunda bilgi yayınlamış, yani normalde Temmuz ortası en ideal zaman iken bu sene Temmuz başı olabilir.

İkincisi, haftasonları giderseniz aşırı kalabalık olacaktır her yerde olduğu gibi, mümkünse hafta içi gitmeye çalışın. En iyi fotoğraflar için tabiki en ideal zaman sabahtan ve akşam üzeri vakitleri.

Üçüncüsü, lavanta tarlaları arıların çok fazla olduğu yerler. Binlerce arı göreceksiniz, korkmayın birşey yapmıyorlar, asıl ilgi alanları biz değiliz neyseki 🙂 Fakat derler ki lavanta tarlasına giderken siyah giyilmez. Siyah arıyı çekermiş. Bu bilginin bir temeli var mı bilmiyorum ama biraz anane bilgisi, eski olduğu gibi doğruluk payı da olabilir.

Dördüncüsü, bu tarlaların hemen hepsinde lavanta toplamaya izin verilmiyor, lavanta almak istiyorsanız çiftliklerin shop kısmından alabilirsiniz.

1

Mayfield Lavender Farm

Londra’nın neredeyse içi denebilecek kadar olan en yakın Lavanta tarlası burası. İki tarladan oluşuyor, ama çok büyük değil. Ulaşımı arabayla olduğu gibi tren ve otobüslerle de sağlayabilirsiniz. Genelde tüm lavanta tarlası işletmelerinde olduğu gibi burada da piknik yapmaya izin verilmiyor. Ama buranın shop kısmından yiyecek, içecek, dondurma, kek gibi atıştırmalıklar alıp yine bunun için ayrılmış oturaklı alanda yiyebilirsiniz. Lavantalı limonatası özellikle tavsiye ederim 🙂

Her sene bir bu tarlalarda çekilmiş bir fotoğraf yarışması düzenliyorlar, fotoğrafa meraklıysanız bu yarışmaya katılmayı deneyebilirsiniz.

Haziran’ın 1’inden Eylül’ün 16’sına kadar açık. Giriş yetişkinlerde £2 ve çocuklar ücretsiz. Araba giriş ücretini verdiğiniz takdirde parkı ücretsiz.

Adres: 1 Carshalton Rd, Banstead SM7 3JA

Websitesi: https://www.mayfieldlavender.com/

58674

Hitchin Lavender Farm

Burası azıcık daha kuzeyde ama bence buranın güzelliği tarlanın tepeye doğru uzanan yönünde hiç bir şey olmaması yani sanki gökyüzüne doğru uzanıyor dibi masalsı duruşu. Bir de Mayfield’den daha büyük, dolayısıyla insan kalabalığı daha az olabilir duruma göre.

Haziran’dan Ağustos sonuna sabah 10 akşam 5 kadar açık ve giriş yetişkinler için £6, çocuklar için £3.

Adres: Cadwell farm, Arlesey Rd, Ickleford, Hitchin SG5 3UA

Websitesi: https://www.hitchinlavender.com/

Azıcık ilerisinde güne bakan çiçek tarlası da var, gitmişken uğrayın isterseniz.

23

Kentish Lavender

Kent şehri İngiltere’nin bahçesi olarak anılır. Ben biraz kenarından köşesinden görsem de henüz tam olarak gezemedim Kent’i, ama Kentish Lavanta tarlasının ününü epey duydum.

Yalnız buranın diğerlerinde farklı olan bir özelliği grup rezervasyonu yaptırıp gezmek zorunda oluşunuz. Diğerleri gibi giriş ücretini verip özgürce dolaşamıyorsunuz içeride. Ama mesela iki aile birleşip gidiyorsanız yakın da olduğu için burayı tercih etmek sizin için daha kolay olabilir.

Buranın adı Hop Shop Castle Farm olarak geçiyor.

Adres: Redmans Ln, Sevenoaks TN14 7UB

Websitesi: https://hopshop.co.uk/

Keyifli gezmeler!

Giderseniz benimle fotoğraflarınız instagram üzeriden paylaşırsanız sevinirim, merak ederim yoksa 🙂

Instagram: @acemilondoner

Battersea’de bir Gizli Çiçekçi

nature walk (2)

Bazen o kadar olmadık yerlerde o kadar güzel mekanlarla karşılaşıyorum ki bir kez daha diyorum: ‘Londra’nın saklı köşeleri bitmez!

Burayı New Covent Garden çiçek pazarına gittiğim gün buldum. Battersea’de ana yol üzerinde, köprünün ayağında öyle köhne bir yer ki içine girmesem hayatta böyle güzel bir bahçe olacağını tahmin edemem.


Halbuki burayı çok alakasız bir günde üzerindeki köprüden geçmekte olan trenlerden birinin camından görmüştüm. Yukarıdan renkli bayrakların asıldığı bayraklardan ve bahçe görünümünden hoşlanıp hemen oracıkta google haritalardan bulup işaret de koymuşum. Ne garip dimi, bazen bir anı bile doldurmayan saliselik meraklar başka bir zaman karşımıza bumerang misali çıkıyor. Üzerinden trenle geçip yerini bile tam olarak çıkaramadığım bu yer, başka bir yeri ziyarete gittiğim bir günde yolumun üstüne çıkıvermişti işte. Böyle sürprizleri seviyorum.

Aslında Londra’nın ara sokaklarında bu şekilde çok çiçekçi, bahçe dükkanları var, köprünün altına konumlanmış, önünden geçmeseniz bilmeyeceğiniz ama içine girdiğinizde mest olabileceğiniz zevkte döşenmiş bahçeler, harika çiçekçiler. Bir başka benzer yer bildiğim ve sevdiğim, Turnham Green istasyonunun altında, Chiswick yönüne giderseniz bir uğrayın derim. İsmini hatırlayamıyorum çiçekçinin fakat tam istasyonun altında.

Bu çiçekçide sanırım en çok tabelaların uyumunu ve sıradanlığın güzelliğini sevdim. Belli bir tarzı var ama aynı zamanda da o kadar da sade ki sanki biizm arka bahçe. Bir de şu lamba kablosunun çiçekle sarmalanmış olması harika değil mi?!

Londra’da ulaşım | Daha ucuz ulaşım için Oyster Kart ile ilgili bilmeniz gerekenler

Ulaşım Londra’daki en pahalı giderlerden biri. Bu yüzden Oyster kartla ilgili bilmeniz gerekenler ve ulaşım harcamalarınızı nasıl daha ekonomik hale getirebileceğinizle ilgili bir yazı hazırladım.

1. İlk olarak bilmeniz gereken kolaylık, dailycap denen uygulama. Yani bir gün içinde Oyster Card’ta belli bir miktardan fazlasını harcamıyor oluşunuz. Örneğin otobüse bindiniz, 1.50 pound ücret aldı, ikinci ve üçüncü binişinizde de 1.50 pound aldı, ancak üçüncü otobüs binişinizden sonra artık Oyster kart sizden otobüs ücreti almayacaktır. 4.50 pound dan sonraki tüm otobüs binişleriniz o günün sonuna kadar ücretsiz olacak. Bunu bilirseniz zaten üç otobüse binip ücret ödediğiniz bir günde, dördüncü ve sonraki otobüslere ücret ödemeyeceğinizi bilerek kafa rahatlığıyla otobüse atlamaya devam edebilirsiniz.

2. Oyster kart, üzerinizde para olmayan ya da yükleme yapamadığınız durumlar için acil olarak eksiye geçmenize izin veriyor. Mesela içinde hiç para olmasa dahi, acil bir anda herhangi bir taşıta binip 1.50 pounda kadar eksiye geçmenize izin veriyor. Örneğin içinde 0.30 pence var, ortalama bir tren kullandığınızda 1.50 poundu eksiye düşmeye izin verince, 1.80 poundluk bir yolculuğu yapmanıza izin vermiş oluyor. Tekrar yükleme yaptığınızda ise sizden eksiye düşürdüğü bu miktarı geri alıyor. Buna güvenerek hareket etmek makul olmasa da acil durumlar için böyle bir opsiyonun olduğunu bilmek işinizi kolaylaştırabilir.
3. Pembe Oyster okuyucu ve Zone 1 ödemesi yapmadan seyahat etmek. Bu ne demek? Şimdi bir yerden başka bir yere gidiyorsunuz ama yolunuz Zone 1’den geçiyor, halbuki Zone 1’de inmeyeceksiniz, neden buranın -yani Londra’nın en pahalı bölgesinin- ücretini de ödeyesiniz ki, değil mi? İşte bunun için Zone 1’in etrafındaki istasyonlarda pembe Oyster kart okuyucuları yerleştirdikleri yerler var, buralardan geçiş yaparken Oyster’ınızı buralara okutursanız sizden Zone 1 ücreti almayacaktır, ve böylelikle seyahatiniz daha ucuza gelecektir.
Örneğin Kentish Town’dan Richmond’da gidiyorsunuz, ve Willesden Junction’dan geçeceksiniz. Willesden Junction’da tren değişikliği yaparken pembe Oyster kart okuyucuya kartınızı okutursanız daha az ödemiş olacaksınız. Peki hangi istasyonda pembe kart okuyucu olduğunu nereden bileceğim derseniz de, TLF’in sayfasında bu pembe kart okuyucunun olduğu istasyonları görebilir, yolculuğunuzu planlarken buralardan geçiş yapmaya çalışabilirsiniz.
4. Contactless banka kartının Oyster’a göre daha ucuza gelmesi. Bir hafta boyunca tüm yolculuklarının için contactless kullandığınızda, bir hafta boyunca Oyster kullanmanıza göre daha az ücret ödüyorsunuz. Haftalık kullanımda 10 pound kadar fark ettiği oluyor. Tabi bu bir haftalık kullanımda fark ediyor, günlük kullanımda büyük bir fark olmayabilir. Dolayısıyla bir an önce conctactless kart ya da Apple pay ile ödemeye geçmeniz daha karlı olacaktır.
5. Oyster kartı iade edebilir, parasını geri alabilirsiniz. Özellikle kısa süre için Londra’ya gelenler için önemli bir nokta olabilir bu. Londra içi ulaşım için aldığınız Oyster kartı, Londra’dan ayrılırken herhangi bir istasyonda geri iade edebilir ve ilk başta bu kartı almak için ödediğiniz (sanırım 5 pound gibi bir rakamdı) ücreti geri alabilirsiniz.
6. Railcard. Railcard UK’in her tarafında geçerli olan, ve daha çok National Rail kullandığınız yerlerde geçen, bir yıllık ücreti 30 pound olan bir kart. Gençler için, sürekli seyahat eden çiftler için, aileler için gibi birkaç türü olan bu kart genel olarak National Rail içere tren seyahatlerinizde %30 gibi bir indirim uyguluyor ve yıllık hesap yaptığınızda epey bir fark yaratıyor. Bu kartı Oyster kartın içine de yükletebiliyormuşsunuz, bu durumda Oyster’ı kullandığınız her yolculuk yine %30 indirime denk geliyormuş. Bunu denemedim ama denemeyi düşünüyorum, siz denerseniz, lütfen bana da yazın.
Umarım bu bilgiler işinize yarar, kolaylıklar!

 

Londra’nın Çiçek Pazarları

3Ah Çiçekler! Her mevsim şaşırtırlar insanı binlerce renk geçişleriyle, eşsiz desen ve tasarımlarıyla! Çok çiçek seven bir annenin kızıyım, hep çiçek vardı dört bir yanımda fakat burada ayrı görünüyor çiçekler gözüme. Bilmiyorum sunum şekillerinden mi, estetik aranjmanlarından mı… Çoğu yerde gördüğümüz çiçeğin zarafetini bozan simli, yapay kokulu, alakasız bir araya getirilmiş çiçeklerden oluşan buketler yok bu pazarlarda. Çiçek olduğu gibi, tamamen makyajsız kendi güzelliğiyle sergileniyor ve bu beni mest ediyor!
Okumaya devam et

London Coffee Festival/ Londra Kahve Festivali

Londra’dan bir kahve festivali daha geçti. Yıllardır isteyip bir türlü denk getiremediğim bu festivale nihayet bu sene katılabildim. Çok keyif almanın yanında kahveye ve kahveci olmaya dair çok şey öğrendiğim

Festival 12 Nisan Perşembe’den 15 Nisan Cuma’ya dek sürdü. Bu sene kahve işlerine girmeye kalkıştığımız için business odaklı olan Perşembe günü gitmeyi seçtik. Hem toptancılarla tanışabilmek hem de bağlantılar kurabilmek için ideal oldu diyebilirim.

Peki neler vardı festivalde?

Kahve üreticileri kadar kahve malzemelerinin, kahve yanında yenilebilecek yiyeceklerin, çikolatacıların, sağlıklı barların, çerezlerin de standlarıyla dolu bir ortamdı. Öyle çok kahve tattım ki gün sonuna doğru farklı kahveleri kökenlerini ayırd etmede seviye atladım adeta 🙂 Normalde çok ayrıt edemiyorum ne nerenin kahvesidir diye ama birkaç bölgenin kahvesini tanır hale gelmek bile başarı benim için.

Festivalde en çok dikkatimi çeken olaylardan biri ‘cold brew’ denen soğuk demleme kahvenin nasıl da popüler olduğuydu. Birçok marka 20-22 saatte demlenmiş soğuk demleme kahveleri still, sparkling ve nitro denen formatlarda üretiyorlar, hatta birçoğu marketlerde satılmak üzere teneke kutularda paketlemişler. Bu zaten olan birşeydi elbette ama bu kadar akım haline geldiğini görmemiştim ben. Bu arada bir önceki cümledeki terimleri açıklayayım; ‘still’ denen normal suyla, ‘sparkling’ denilen gazlı suyla. ‘nitro’ denilen de nitrojenle üretilen soğuk demleme çeşitleri. Hatta kimisinin meyve aromalı hali dahi var. Mesela mangolu, portakallı, gazlı soğuk demleme kahve denedim bir yerde, onca karışıma ve çok karışık ürünleri sevmeme rağmen o içeceği epey sevdim.

Bunun dışında kahve işinde çalışan ya da kahve ilmiyle ilgilenen birçok bilgili kişinin konuşmasını da dinleme şansı buldum. Bazıları benim için çok önemliydi çünkü bu yeni başlayacağımız kahve işinde bir bilene danışmaya çok ihtiyaç duyuyorum ve böyle konuşmalar çok faydalı oluyor.

Bir de kahve dükkanları için duvarlara asılabilecek illüstrasyon ve resimler vardı bir köşede. Çok beğendiğim birkaç tanesini ve Türk bir illüstratörün eserini buraya bırakıyorum.

Şimdi başka ülkelerde yapılan kahve festivallerine katılabilmeyi hedefliyoruz. Bakalım, öğrendikçe daha da paylaşırım 😉

Londra’da En İyi 5 Kahveci

Herkesin damak tadı, algıları farklı elbet. ben de Londra’da yaşayan biri olarak kendimce keşfettiğim en iyi kahveleri paylaşacağım:
Continue reading “Londra’da En İyi 5 Kahveci”