İki Günde Belfast Gezisi, Londra’dan Belfast’a!

Bende şöyle bir ruh hali var, uzun süre bulunduğum yerden farklı bir yere hareket etmeyince huysuzlaşıyorum. Seyahat bir ihtiyaç adeta. En parasız, en keyifsiz zamanlarımda bile bir otobüs bileti alıp şehrin daha önce görmediğim bir noktasını görmeye gittiğimi bilirim, çünkü budur bana iyi gelen…

Öyle bir anda aldım bu bileti, huysuz, keyifsiz ve parasızdım alırken. Ama ruhumun ihtiyacını karşılamalı, kendimi olduğum olumsuz moddan çıkaracak hamleyi yapmalıydım. Ayıptır söylemesi £10 a aldım biletleri. Bir de zor gibi görünen şeyleri ucuza almak yok mu, marifet bir işi başarmış gibi akıllı hissettiriyor insana 🙂

img_7326

img_6907

1.Gün

Salı sabahı Londra Stansted havalimanından Belfast International Airport’a iniş yaptık. hava ılık ama kapalıydı ilk başta, fakat sonra parçalı bulutluya döndü de güneş gösterdi yüzünü arada.

Belfast’a vardığımızda hava yağmurluydu. İki günümüz olduğu için ilk gün Hop on Hop off turu almanın ve şehri kısaca gezmenin mantıklı olduğunu düşündük. Zaten şehir çok büyük olmadığı için 2-3 saatte biten bir turdu. Sabahtan bu turu alınca öğleden sonrayı görmek istediğimiz diğer kısımlara ayırdık.

Belfast küçük bir şehir olduğundan merkezdeki görülecek yerler çok fazla zaman almıyor. Tur sırasında Titanik Museum’u, Parlamento Binası’nı, St George Market’i, Lagan Nehri’ni (River Lagan), St Anne Katedralini, Belfast Kalesi’ni, Queens University’i, Belfast Barış Duvarı ve diğer ünlü duvar resimlerini görmüş olduk. Biz tur otobüsünden hiç inmedik, çünkü hava hem yağışlı ve soğuk hem de çoğu yer otobüsten görünce yetecek türdeydi. Tüm ünlü duvar resimlerinin fotoğraflarını çekme gibi bir hedefimiz olmadığı için bu büyük çoğunluğu duvar resimlerinden oluşan turden inme gereği de duymadık.img_7175

img_6994
Belfast Castle

img_7006

Belfast’ta en çok dikkatimizi çeken görüntülerden biri politik graffitiler oldu. Bir zamanlar sıcak çatışma bölgesi olduğu için havada hala asılı duran bir gerginlik var sanki. Duvar çizimleri, belli yerlerdeki çatışma izleri bu gerginliği belli ediyor. Fakat Belfast’ı yalnızca bunlarla anmak haksızlık olur. Neticede siyasal olmasa da fiziksel parçası olduğu İrlanda zengin ve dünyanın eski kültürlerinden biri. Ben eskiden beri çok severim İrlanda’yı zaten, bir kere bize Cranberries’i, U2’u vermiş topraklar, sevilmez mi!

Öğleden sonra Belfast’ın ünlü Fish& Chips cilerinden biri olan merkezdeki Manny’s Fish and Chips’e gittik ve muhteşem bir balık yedik. Eğer merkezde iyi bir balıkçı arıyorsanız kesinlike tavsiye ederim.

Yemekten sonra içecek birşeyler alıp Shaftesbury Avenue’daki Airbnb’mize gittik. Kaldığımız yer temiz, rahat ve sakindi. İkinci gün Belfast’ın dışına çıkacağımız için erkenden dinlendik.img_6978img_7017img_7021img_7040img_7041

img_7105
Airbnb ile kaldığımız ev

2. Gün

İkinci gün oldukça erken başladı. Duymuşsunuzdur İrlanda’nın Soda Bread’i pek ünlü. Biz de kahvaltıda halis mulis eski usul yapan güzel bir yerde ‘bread and butter’ yemek istedik ve merkezde otantik bir fırın bulduk. O kadar lezzetliydi ki yanımıza paket yaptırıp Londra’ya bir çanta soda bread getirdik 🙂 Fırındakiler aldığımız soda breadleri ısıtıp arasına tereyağı sürüp yanına çay da verdiler ki daha basit ama mutluluk verici bir kahvaltı düşünemiyorum. Tıka basa yedik Allah affetsin. Artık Belfast’ın dışında uzun bir yolculuğa hazırdık.

img_7152img_7138

img_7159
İçeri girip, şu fotoğrafı çekip çıktığım merkezde bir kafe 🙂

Belfast’ın kuzeydoğusu boyunca ‘Causaway Coastal Route’ olarak adlandırılan dünyanın en iyi sahil rotalarından biri olan bu yola koyulduk. Haritayla göstermek daha kolay olacağından buraya resmi sitesinden aldığım haritayı ekliyorum:

ccrrevisedmap

Biz bu yolda gösterilen 1 numaralı noktadan 19 numaralı noktaya kadar gittik. Gerçekten görülesi muhteşem bir rota. Ama bence turla değil arabayla gidilmeli bu rota üzerinde. Sahil yolu çok dar ve sapa, açıkçası ustalık istiyor fakat kendinize güveniyorsanız arabayla bu yolu deneyebilir, istediğiniz yerde durup muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Manzaralar gerçekten tam da filmlerdeki gibi 🙂

Bu arada tur fiyatları £25- £35 arası değişiyor Belfast dışına yapılan turlarda. Turun kaç günlük olduğu ve hangi bölgeleri içerdiğine göre değişiyor. Biz Carrick-a-rede, Giant’s Causeway ve Game of Thrones’un çekimlerinin yapıldığı yerlerden biri olan Dark Hedges‘i içeren bir tur aldık. Şunu aklınızda tutmanızda fayda var ki tur biletini, şehir merkezindeki turist merkezinin önündeki tur organizatörlerinden alıyorsanız kesinlikle pazarlık edin, çünkü kolayca indirim yapıyorlar 🙂

İlk durak Carrickfergus Castle‘dı, kalenin içini hızlıca gezip birkaç fotoğraf çektik. Grupla hareket ettiğimizden biraz hızlı davranmak gerekiyor ama bence çok da vakit ayırmaya gerek yoktu zaten.img_7210img_7201

Ana hedef Giant’s Causeway olduğu için bizim tur şöförü Carrick-a-Rede Rope Bridge’e kadar hiç durmadan bastı. Burada hava açmıştı ve manzara müthişti. Carrick-a-Rede iki kara parçası arasında yüzyıllardır kullanılagelen bir halat köprü, isteyenler ücret karşılığı geçebiliyor, bana pek bi numarası yok gibi geldi, ordan geçmek yerine manzarayı fotoğraflamayı tercih ettim 🙂

img_7334img_7322img_7311img_7248

Burdan sonra Giant’s Causeway‘e geçtik. Burası hakikaten büyülü bir yerdi. Ben zaten inanırım hemen magic filan 🙂

Giant’s Causeway Unesco World Heritage listesinde bir doğal oluşum, Kuzey İrlanda’nın en cazip görüntüsü. Denizin tam kıyısında yaklaşık 45.000 adet altıgen şeklinde arı peteği gibi birbirinin yanına dizilmiş taşlardan oluşuyor. Tam olarak nedeni bilinmede de volkanik patlama sonucu oluştuğu tahmin ediliyor. Bir de tabi yerlisinin inandığı mistik bir efsane de var. Sebebi ne olursa olsun gezegenimiz gerçekten gizemlerle dolu! Eğer yolunuz düşerse bence kesinlikle görmelisiniz.

img_7473img_7435img_7419img_7417img_7412img_7398img_7391img_7381

Vee Game of Thrones’un çekildiği Dark Hedges

Burası Game of Thrones dizisinin çekildiği ikonik yerlerden biri. Dizi dünyanın bir çok yerinde çekiliyor aslında, burası dizide Kings Road olarak geçen yol. Burayı bu kadar büyülü yapan 18.yüzyılda dikilmiş olan ‘hedge’ denilen kayın (ya da akgürgen) ağaçlarının yolu çevrelemiş olması. Biz kıştan yeni çıkmışken görmüş olduk ama bence bu ağaçlar yeşillendiğinde burayı görmek başka güzel olur.

img_7488

Belfast’a dönüş yolunda bir yerde yarım saat yemek molası verdik ve lokal bir dağ restoranında sıcacık bir çorba içtik. Burada içtiğim pırasa çorbasını ve yanındaki tam buğday ekmeğini hiç unutmayacağım sanırım. Dışarısı buz gibi rüzgarlıyken nasıl iyi geldi bu çorba!

Havalimanı Belfast’a varmadan önce yol üstünde olduğu için biz tur otobüsünden en yakın noktada bizi indirmesini rica ettik. Ayrıca şöför indiğimiz noktadan bizi havalimanına götürmesi için bir taksi de ayarladı, bizim gibi bir çift daha vardı onlarla birlikte taksiyle havalimanına geçtik, çok makbule geçti doğrusu, taksi ücretini de yine onlarla paylaşarak ödedik, epey mantıklı oldu, aklınızda olsun tur şöförleri böyle ayarlamalar yapabiliyor.

img_7365img_7361img_7376img_7374img_7373

Bir daha gitsem…

  • Belfast şehir içine daha az zaman ayırıp daha uzaklara giderdim.
  • Causeway Coastal Route’u baştan başa arabayla gezerdim.
  • Kesinlikle Glen of Antrim’i arabayla keşfederdim.
  • Dark Hedges’i yaz aylarında, ağaçların yeşerdiği zaman da görmek isterim.

Umarım bu yazı Belfast’a gitmek isteyenler için faydalı olur ve umarım giderseniz oraları seversiniz.

Keyifli gezmeler!

Sonbahar’da Londra’nın en güzel 6 yeri!

Sonbahar Londra’da başka güzel, mevsimin kendi doğası ve ışığı bir yana bir de şehri süsleyen festival havası muhteşem bir geçiş hissettiriyor.

Doğadaki dönüşümün yanı sıra dükkanların ve evlerin de Sonbahar’a uygun dekore edilmesi ayrıca keyif veriyor. Havanın iyiden iyiye soğuduğu bu günlerde renkli sokaklarda ve sarıdan turuncuya dönen parklarda gezmek en sevdiğim aktivite. Buranın Eylül’ünü de Ekim’ini de bir başka seviyorum. Bu sene biraz geldi geçti sanki ama bitmeden görmeniz gereken harika yerleri gezip derledim sizin için.

Kynance Mews

İki sene önce Virginia Creeper bir sonbahar günü adlı bir sarmaşık türüyle tanıştım. O gün bugündür Ekim’de bu sarmaşığın renk geçişlerini görmek için sabırsızlanıyorum. En az ilkbahar kadar heyecan verici geliyor bana bu görüntü. Bu sokakta bu sarmaşığın en ünlü görüntülendiği yerlerden biri. Gerçekten muhteşem değil mi?

Les Senteurs Perfumery

Muhakkak görmüşsünüzdür, Londra’da bir çiçekli dükkan furyası var. Bu dükkan da vitrinini çiçeklerle süsleyip ses getiren reklam yapmayı başaran dükkanlardan biri. Geçen sene ilkbaharda çiçeklerle süslemişlerdi vitrinini, şimdi de Sonbahara’a uygun dekore etmişler. Ben bayıldım, zaten çiçekli her şeye bayılırım da 😄, Sizce nasıl?

Peggy Porchen

Aslında buranın pek bayıldığım bir tarafı yok. Instagram fenomeni olmasından mıdır nedir hatta itici bile gelmeye başladığını söyleyebilirim başıma bir iş gelmeyecekse, ama şu balkabağından süsleri sevdim, bir de önünden geçmişken çekeyim dedim işte 😛 önünde inanılmaz bir içeriye girme sırası, sürekli bir fotoğraf çekme olayı ne bileyim biraz itiyor beni sanırım..

Wild Things Flowers

Bir başka Instagram ünlüsü dükkan ama bu sefer hak ediyor bence, çünkü çiçekçi! 🙂 Benim gibi iflah olmaz bir çiçekseverin mevsimlik tavaf edebileceği bir yer. Aslında küçücük bir yeri var içeride ama zaten içerisi değil dışarıdaki sezona uygun süslemeleri, su dolu eski tip bir kovanın içinde yüzen çiçekleri buranın en görülesi noktası. Sonbahara uygun balkabaklarıyla süsledikleri bu görüntüyü ben çok sevdim, o kadar sevdim ki ayrılıp gidemedim başından, bi görün isterim 🙂

Dalloway Terrace

Bu kafe her sezon teras kısmını sezonun renkleriyle ve temalarıyla süslemesiyle ünlü. Ben bu Sonbahar’da gitme fırsatı bulamadım ama gitmek isteyenler için yine de eklemek istedim listeye. Gitmeden önce randevu lamanız gerektiğini de hatırlatmakta fayda var.

dalloway-terrace-autumn-2018-1-highres-1538751276.jpgBu fotoğraf Harper’s Bazaar DErgisinin online sayfasından alınmıştır, tüm hakları Harper’s Bazaar’a aittir.

Dominique Ansel Bakery

Dominique Ansel fırıncısının böyle atraksiyonlara ihtiyacının olmadığı bir ünü var aslında. Tam bir başarı hikayesi var bu fırının ve ben burayı en çok o ilham verici hikayesi sebebiyle seviyorum AMA, bu sene yaptıkları giriş dekorasyonları da tam önünde gidip fotoğraf çekilmelik.

Benim Sonbahar’da Londra listemde bu mekanlar var, umarım seversiniz. Sizin de vakit geçirmekten keyif aldığınız mekanları aşağıda yorum olarak benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Hem başkaları da görmüş ve faydalanmış olur, sevgiler! 🙂

‘Charity Shop’ nedir?

Charity shop kavramı gelişmiş ülkelerde gördüğümüz eşyayı ikinci, üçüncü el olarak geri dönüşümlü kullanma sistemi.

Peki sistem nasıl işliyor?

Siz kullanmadığınız herhangi bir kıyafet, ev eşyası, oyuncak, mobilya, kitap gibi bir ürünü bu dükkanlara ücretsiz bağışlıyorsunuz. Bildiğiniz, poşeti doldurup kapıdan ‘donation! diye bırakıp gidiyorsunuz. Bu dükkanlar her türlü eşyayı ücretsiz bir şekilde alıyor, kullanılabilir olanları temizliyor, kullanılamaz olanları atık olarak ayırıyor. Bazı kıyafetleri ütülüyorlar. Bir dönem bir Charity shop’da ütücü olarak gönüllü çalışmışlığım var 🙂 Sonrasında uygun şekilde fiyatlandırıp satıyorlar. Gelirini de yardım yaptıklarını iddia ettikleri kurumlara gönderiyorlar. Bu kimi zaman hayvanlar için çalışan bir kurum olabilir, kimi zaman Afrika’da su kuyuları açmayı hedefleyen bir yardım kuruluşu olabilir, kimi zaman kanser hastalığıyla mücadele eden kişilere yardım olabilir kimi zaman da Bosna Hersekliler dayanışma derneği gibi son derece spesifik olan gruplar için de çalışıyor olabilir. Hatta siz de faydası olacağını düşündüğünüz bir yardım kuruluğu kurabilir bununla ilgili bir charity shop açabilirsiniz.

Devlet bu kurumları tüketimi azalttıkları için. geri dönüşüm sağladıkları için, istihdam alanı yarattıkları için ve ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmada devletin yükünü azalttıkları için acayip destekliyor. Mesela bu dükkanlar kiralarının çok az bir kısmını ödüyorlar. Genel olarak vergide indirim alıyorlar. Velhasıl çok işlevsel gerçekten ve büyük bir boşluğu dolduruyorlar.

Eğer bu dükkanları ilk görüşte tanıyamazsanız diye birkaç Charity Shop ismi vereyim:

En ünlülerinden Cancer Research, Oxfam, British Heart Foundation, RSPCA, Peace Hospice tabelasını gördüğünüz dükkanlar bilin ki charity shop’dur. Bunun dışında çok daha lokal olarak mesela sadece deri hastalıkları için çalışan ve tek bir şubesi bulunan charity shop’lara da rast gelebilirsiniz.

Charity Shop’dan alışveriş yapmayı neden seviyorum?

  1. Kitap konusunda acayip doyurucu buluyorum, hem çocuk kitapları hem yetişkin kitapları hem de ilgi alanlarımla ilgili acayip bir kitap deryası bu dükkanlar.
  2. Sürprizlerle dolu, içeriye bir giriyorsun ne var ne yok hiç bir fikrin yok, bu harika değil mi? Bir de eskilere ait o hoş tasarımlı tabaklar, çanaklar pek kıymet görmediği için buralara düşüyor, onları bulmak hazine avı gibi 🙂
  3. Ucuz. Ucuz derken sadece fiyat olarak bakmamak lazım diye düşünüyorum, sürdürülebilirlik açısından bir malın değerini, ikinci kez kullanıldığındaki değerini de ödemek gayet mantıklı. Ayrıca tasarım ürünler bulduğunuzda ‘ucuz’ tam kelime manasıyla hak ediyor.
  4. Çevreye korumaya katkısı var. Sanırım bu en geçerli sebep bu dükkanlardan alışveriş yapmak için. Zira büyük bir israf var dünya genelinde, sürekli tüketiyoruz ve tükettiklerimizin atıkları gezegenimizi yaşamı tehdit edecek kadar etkiliyor. Bu yüzden yeni bir ürün almaktansa zaten üretilmiş, kullanılmış birşey almak beni hiç gocundurmuyor, aksine çevreye yeni bir zarar vermemi önlediği için iyi bile hissettiriyor.
  5. Özellikle bebek eşyası, çocuk oyuncakları ve çocuk kitapları konusunda acayip karlı alışverişler yapabilir, bebek ve çocukla ilgili aradığınız her şeyi bebek-çocuklara özgü dükkanlarda bulabilirsiniz.

Ara ara bu dükkanlarda neler bulduğumu, sizin de neler bulabileceğinizi ve en sevdiğim tasarım charity shop dükkanlarını paylaşıcam.

Sizin hiç Charity Shop deneyiminiz oldu mu? Neler aldınız, ya da almayı seviyorsunuz bu dükkanlardan?

Beni Instagram’dan ve Facebook’dan takip etmeyi unutmayın!

https://www.instagram.com/acemilondoner/

https://www.facebook.com/acemilondoner

Not: Bu yazıda gördüğünüz her ürünü bu dükkanlardan aldım 🙂

img_0629img_0630img_0633img_0628

İngiltere’deki Eğitim Sistemi ile İlgili Bilmeniz gerekenler ve Tavsiyeler

 

İngiltere’ye sonradan geldiyseniz ve okul çağı çocuğunuz varsa bu yazı sizin için önemli olabilir. İngiltere Eğitim sistemini kabaca ilk yazımda bahsetmiştim. Okumak için lütfen tıklayın.

Bu yazıda daha çok kişisel deneyimlerimi, gözlemlerimi ve nacizane tavsiyelerimi paylaşacağım. Bunları ne çeşit bir deneyime dayanarak paylaştığımı merak ediyorsanız da kısaca açıklayayım; Türkiye’de eğitim üzerine eğitim almış ve İngilizce öğretmenliği yapmış daha sonra buraya göç edince devlet okullarında (hem secondary hem de primary) öğretim asistanlığı yapmış ve halen özel öğretmenlik yaparak öğrencilerim üzerinden sistemi öğrenmekte olan biriyim. Özellikle okullarda çalışmanın büyük bir deneyim olduğunu düşünerek yıllarca kendimce aldığım notları sizlerle paylaşmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum.

İlk önce en önemli bilmeniz gereken çok çok önemli konu her okulun bünyesinde bulunan Inclusion Department, yani kaynaştırma departmanı. Buraya sonradan geldiyseniz, çocuğunuzun okul tarafından İngilizce takviye talep edebileceği departman burası. İngilizce takviyesi gereken öğrencilere EAL (English as an Additional Language) deniyor. Bu departman aynı zamanda SEN denilen özel eğitim desteğine ihtiyaç duyan öğrencilere de destek oluyor, Teaching Assistant denilen bir öğretim asistanı temin ediyor. Bu asistan öğrencinin gün boyu ihtiyaçlarını karşılıyor ve böylelikle sınıftaki öğretmenin üzerine de ekstra bir yük binmemiş oluyor. O kadar güzel işleyen bir sistem ki bu benzerinin Türkiye’de yapılmasını çok isterdim. Çünkü özel eğitim öğrencilerine kesinlikle özel destek gerekiyor ve bu çocuklarla doğru şekilde ilgilenildiği takdirde yüzde 80-90 civarı başarı sağlanıyor. Özel eğitim konusunda yeterince farkındalığımız olmadığını düşünüyorum, mesela bir çocuk kendi ülkesinden yeni geldiğinde sadece dil anlamında değil genel anlamda uyum sorunları yaşayabiliyor ya da kendini yalnız hissedebiliyor. Böyle durumlarda da öğretmenlerle ya da okul yönetimiyle konuşup bu tür destekler alabilirsiniz.

Dil takviyesini ayrıca inceleyecek olursak, öğrenci ilkokul seviyesinde yeni geldiyse çok temel düzeyde bir İngilizce takviye sağlıyorlar, bu konuda beklediğinizi bulamayabilirsiniz. Öğrencinin çok fazla üzerine düşüp illa hızlıca öğrensin modunda yaklaşmıyorlar. Biraz daha çocuğun sosyal ve okul ortamında dilini geliştirmesini bekliyorlar ve akademik olarak çok da yüklenmiyorlar. Bu yüzden en önemli ikinci tavsiyeyi burada vereceğim. Lütfen çocuğunuzun İngilizce öğrenmesini okul dışında da destekleyin, sadece okula gitmesinin ilk aşamada yetmeyebileceğini kabullenin. Tabi ki çocuğa göre değişen bir durum bu ama benim genel gözlemim dışardan desteğin gerektiği. Bunu okul dışı çeşitli aktivitelere katılmasını sağlayarak, bol miktarda kitap okuyarak (başta sizin ona okumanız çok faydalı olacaktır), İngilizce çizgi film izleyerek, okul dışı arkadaş ortamı oluşturarak destekleyebilirsiniz. (Gerekirse İngilizce ders dahi aldırabilirsiniz, çünkü phonic denilen seslerin ve kelimelerin okunuşu eğitimi bazı yaş grupları için kritik olabiliyor. Ya da gramer konusunda takviyeye ihtiyaç duyabilir çocuğunuz.) Tabi sizin yaklaşımınız, kendinizi geliştirme isteğiniz çocuğunuzun sosyal öğrenmesiyle çoğunlukla doğru orantılı olacaktır. Bu yüzden kendiniz de olabildiğince sosyal olmaya çalışın.

Gözlemlediğim en kritik aşamalardan biri, ilkokul birinci ve ikinci sınıfta öğrencinin okuma-yazma ve phonics denilen ses dizilimine, kelimelerin okunuşuna dair derslerini takip etmeniz, her gün verilen materyallerle tekrar yapmanız, her gün eve gönderilen okuma kitapları bitirmeniz ve eksizsiz bir şekilde ödevlerini tamamlatmanız. Bu çok sancılı bir dönem olabilir, burada doğup büyüyen çocuklar dahi zorlanabiliyor, değil ki yeni gelen zorlanmasın. Ama velilerin ihmal ettiği bir nokta çocuğun günlük alıştırmalarının takibi oluyor. Kimseyi rahatsız hissettirmek istemem ama inanın ki öğretmen olarak yaşadığım genel problem 3. ve 4. sınıfta çalışmaya başladığım çocukların hemen hepsinde 1. ve 2. sınıftaki takibin, okuldan eve gönderilen alıştırmaların ciddi çalışmayla yapılmaması ve kitapların okunmaması oluyor. İnanın buna özen gösterirseniz ileride çocuğunuzun çok daha kolay bir eğitim hayatı olur.

İkinci en kritik dönem 5.sınıf, çünkü bu yılda ortaokulun temelini oluşturacak konuları öğreniyorlar, yine öğrenmesini takip edip, öğrendiklerinin alıştırmasını yaptığından emin olun. CGP, Bond gibi yayınevlerinin sınıflara göre ayrılmış İngilizce ve Matematik destek kitapları var, bunları herhangi bir kitapçıdan edinip haftalık alıştırmalar şeklinde yaptırabilirsiniz, çok faydası olacaktır. Ayrıca 5. sınıfta iyi bir temel hazırlaması için çocuğunuza yardımcı olmanız 6. sınıfın sonunda gireceği SAT seviye belirleme sınavı için de çok yararlı olup iyi bir seviyede sonuç almasını sağlayabilir.

Diğer bir konu sosyal olarak çocuğunuzun kendini iyi hissettiği bir ortamda olması ‘Bullying’ denen zorbalık UK’de okullarda önlenmeye çalışılan bir durum.  Aksanı yüzünden, görünüşü yüzünden ya da herhangi bir sebepten bazen çocuklar diğer çocuklar tarafından zorbalığa maruz kalabiliyor. Bu tabiki buraya özgü bir durum değil, dünyanın her yerinde bu tip olaylar okullarda olabiliyor. Ancak UK’de bununla ilgili zorbalık yaptığı kesinleşen bireylere ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Bu yüzden çocuğunuz bu konuda herhangi bir olumsuzluk yaşarsa doğrudan öğretmenleriyle ve yönetimle iletişim kurmaktan çekinmeyin, önemsiz görüp akışına bırakmayın.

Genel olarak öğrenciler okul defterlerini okulda bırakıyorlar, eve yalnızca ödev defteri geliyor. Çocuğunuzu genelde bu ödev defteriyle takip ediyorsunuz. Ödevler haftada bir veriliyor ve birkaç gün içerisinde teslim edilmesi bekleniyor. Veli toplantılarında çocuğunuzun derste kullandığı defterleri görebilirsiniz, genelde bakmanız için izin veriyorlar. Bu defterlere göz atıp neler öğrendiğini kontrol edebilirsiniz.

Şimdilik paylaşacaklarım bu kadar, umarım işinize yarar, sevgiler.

 

İngiltere’de Uygun Fiyatlı Ev Eşyası, Mobilya bulmak

Londra ya da UK’in başka bir yerinde ev eşyasına, mobilyaya ihtiyaç duyduğunuzda servet ödemek istemiyorsanız, ya da geçici, idarelik birkaç mobilya ya da herhangi bir ev eşyası düşünüyorsanız bunun için birkaç hızlı ve kolay önerim olacak.

Charity Shop’lar

Hemen her mahallede bulunan charity shop’lar işinizi acayip kolaylaştırabilir. Yalnız hepsinde mobilya olmayabiliyor. Hatta sadece mobilya satan charity shoplar da var. Debra, British Heart Foundation, Sue Ryder mobilya mağazası olan charity shoplardan bazıları. Hemen her büyük semtte biri olmazsa biri olabiliyor. Ya da bunların dışında ismi duyulmamış ev eşyası satan yerel charity dükkanları bulabilirsiniz. Bu mağazalarda orta halli kullanılmış bir koltuğu 20 pounda, dolap ve kitaplıkları 5-10 pounda kadar ucuza bulabiliyorsunuz.

Bu dükkanların bir diğer güzel yanı evde artık istemediğiniz bir mobilya varsa aradığınız takdirde gelip ücretsiz götürüyorlar. Hem istemediğiniz eşyadan kurtuluyorsunuz hem de artık istemediğiniz o eşya satıldığında hayır kurumlarına gidiyor ve aynı zamanda tüketimi azaltıp geri dönüşüm sağlayarak çevreyi korumaya katkı sağlamış oluyor.

Bu arada ben harika şeyler buluyorum Charity Shop’lardan, evimin yarısından fazlası ikinci el eşyadan oluşuyor, bir ara bulduklarımı sizinle ayrı bir post olarak paylaşıcam.

FreeCycle

Bu sistemi o kadar çok kişi bilmiyor ki hayret ediyorum doğrusu.

Evet UK’de ücretsiz eşya bile bulabilirsiniz. Aşağıda verdiğim sitelere bakarsanız buradan her türlü istenmeyen ikinci el ev eşyalarını, mobilyaları bulabilir, anlaştıktan sonra sahibinin evine gidip eşyayı alabilirsiniz. Hatta bazen ev sahibi sizin evinize kadar getirebiliyor, çünkü acil taşınması gereken biri bir an önce eşyadan kurtulmak isteyebiliyor.

Bir de İngiltere’de ücretsiz piyano sahibi olabilirsiniz bu siteler üzerinden. Çok fazla bir dönüşüm var, 40-50 pounda charity shoplardan da bulabilirsiniz.

Bu sisteme genelde Free Cycle deniyor ama muadillerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki linklere tıklayıp ilgili sitelere ulaşabilirsiniz.

Freecycle: https://www.freecycle.org/

Freelywheely: https://www.freelywheely.com/

Trash Nothing: https://trashnothing.com/

GumTree

GumTree’den ev, araba, herhangi bir konuda hizmet bulabildiğiniz gibi ev eşyası da bulabilirsiniz. Biz birinden koltuk aldık geçen sene, yeni almış ve çok az kullanmış sahibi, ressam olduğu için boya kazası yaşamış koltuğun üzerine boya dökmüş ama hiç anlaşılmıyor. Kendisi evin önüne kadar kadar getirdi arabası büyük olduğu için. Biz de 30 pounda hiç taşıma ücreti vermeden koltuk sahibi olduk. Biliyorsunuz burada eşyadan çok taşımaya para verilir o yüzden böyle güzel denk gelmeler de yaşayabilirsiniz. İhtiyacınız varsa bir bakın derim.

Shpock App

Bu uygulama, boot sale olayının uygulama şekline getirilmiş hali. Alım ve satım yapabiliyor, bedava, kullanılmış ya da hiç kullanılmamış ürünler bulabiliyorsunuz.

https://en.shpock.com/ Şu websitesinden bakabilir, telefonunuza uygulamasını da indirebilirsiniz.

Bunların  dışında Facebook’da da yaşadığınız bölgedeki insanlar tarafından oluşturulmuş ikinci el eşya dönüşümlü grupları bulabilirsiniz fakat bu gruplarda kişiler kendi aralarında alışveriş yaptıkları için belli bir sistem yok, bu yüzden de tamamen güvene dayalı ve denetimden uzak bir alışveriş olacaktır. Bu konuda dikkatli olmanızı öneririm.

Antika gibi güzel, gerçek ağaçtan yapılma ürünler satan birkaç charity shop ve antika dükkanı biliyorum, bir ara onları da adresleriyle birlikte paylaşıcam.

Şimdilik ikinci el eşya ile ilgili bahsedeceklerim bu kadar. Eğer sizin de bildiğiniz başka imkanlar varsa aşağıda yorum olarak paylaşırsanız çok sevinirim, böylelikle tüm okuyanlar faydalanmış olur. Şimdiden teşekkürler.

İngiltere’de Eğitim Sistemi

Türkiye’den çoğu göçmenin İngiltere’deki eğitim sistemiyle ilgili net bir bilgiye ihtiyaç duyduklarını fark edince böyle bir yazı şart oldu. Yıllardır burada yaşayan ülkemizden insanlar bile eğitim sisteminin nasıl işlediği konusunda sorularını giderememiş. Çocuklarıyla birlikte süreç içinde öğreniyorlar elbette ama yine de bazı detaylar kafa karıştırıcı, bazı dönüm noktalarından önceden haberdar olmak gerekiyor ve de ihtiyaç duyanlar için genel bilgi olarak bir yazıda toparlamak istedim. Okumaya devam et

Londra’da ulaşım | Daha ucuz ulaşım için Oyster Kart ile ilgili bilmeniz gerekenler

Ulaşım Londra’daki en pahalı giderlerden biri. Bu yüzden Oyster kartla ilgili bilmeniz gerekenler ve ulaşım harcamalarınızı nasıl daha ekonomik hale getirebileceğinizle ilgili bir yazı hazırladım. Okumaya devam edin

Londra’ya yakın denize girilebilecek 5 sevimli sahil kıyısı

Öncelikle genel bilgi, UK’de pek de Türkiye’deki kumsallar bulmayı beklemeyin. Cornwall ve Devon tarafları biraz daha farklı ama çoğunluk bizim alışageldiğimiz kumsallardan değil. Gidince göreceksiniz zaten, insan anlıyor bu insanlar neden yazın akın akın Türkiye’ye geliyor diye. Çoğunun kumsuz, taşlı, bir plajı var, hemen derinleşen ve okyanus etkisiyle akıntılardan sebep bulanık bir suya sahip. Ada rüzgarı en sıcak günde bile eksik olmuyor, havanın aniden değişmesine hazırlıklı olmalı, rüzgarın yazın ortasında da üşütebileceğini aklınızda tutmalısınız. Continue reading “Londra’ya yakın denize girilebilecek 5 sevimli sahil kıyısı”