‘Kendin Topla Bahçeleri’/ Pick Your Own (PYO) Farms

UK’ye geldiğimde denemek istediğim ilk etkinliklerden biriydi kendin topla bahçeleri. Koskoca çiftliklere gönlünce dalıp, çilekleri, böğürtlenleri, ahududuları, kendin koparıp topluyorsun, eve gelip reçelini yapıyorsun ya işte bu çok keyifli geliyor bana. Yazın ayrı sonbaharda ayrı keyifli.

Yazın çilek, böğürtlen, ahududu, kırmızı ve siyah frenk üzümü, soğan, mısır, kabak, ıspanak, pancar, bakla ve fasulye bulmak mümkün. Sonbaharda ise bunların yanı sıra bal kabağı bulabilirsiniz.

DSC_0008DSC_0023DSC_0026Girişte bir ücret ödemiyorsunuz ama girerken size kişi başı yapmanız gereken harcamayı söylüyorlar, dolayısıyla boş boş gezip çıkmak yok, hiç br şey almasanız dahi kişi başı ücreti ödemelisiniz. Ama tabi ki bir şeyler aldığınızda, zaten aldıklarınız için harcama yapacağınızdan bu kişi başı ücreti ödemiyorsunuz. Bizim gittiğimiz Londra’ya en yakın bu çiftlikte kişi başı £4, 4 kişi girdiğimiz için de £20 lık alışveriş yapmamız gerekti.

İçeride bazı alanların toplamaya kapalı olduğunu göreceksiniz, çünkü bir kaç sıra hasadı dönüşümlü olarak açıyorlar ki ürünler her gelene yetebilsin. Bunun dışında içerdeyken meyvelerden yemeye izin verilmiyor, çünkü ne kadar yenildiğini ölçme tartma ödeme şansları yok. Dolayısıyla içeride toplarken yemeye müsade etmiyorlar, bunu bilerek hareket etmekte fayda var.

Taşımanız için size ücretsiz poşet ve hassas meyveler için kutu veriyorlar, çiçekleri böğürtlenleri evinize kutuda götürebiliyorsunuz. Bir de büyük tekerlekli çekçekli arabaları (trolley)  da ücretsiz bir şekilde alıp içeride kullanabilirsiniz.

Ulaşım araba olmadan biraz meşakkatli ama imkansız değil. Piccadilly hattının son durağı olan Cockfosters’dan biraz yürümeniz gerek. Burada ücretsiz park yeri ve tuvaletler mevcut. Piknik yapılacak yer önceden vardı ama geçenlerde gittiğimde kaldırdıklarını gördüm. Ödeme yaptığınız gişelerde bir de organik sütten kendi yaptıkları dondurmayı satıyorlar ki mutlaka vanilyalısını denemenizi öneririm, çok lezzetliydi.

DSC_0036DSC_0013DSC_0037DSC_0040DSC_0035Özellikle çocuklarla yapmak için harika bir aktivite. Hem öğreniyorlar ne nedir, hangi meyve, sebze nasıl koparılır hem de ipadsiz, tabletsiz koca bir gün geçirebiliyorlar, hepimizin hayali değil mi? 🙂

Gitmeden önce websitelerinden açılış kapanış saatlerini ve hangi ürünlerin o gün toplamaya açık olduğunu kontrol etmenizde yarar var. Buraya websitesini ve adresini bırakıyorum.

İyi gezmeler, bol eğlenceler!

http://www.parksidefarmpyo.co.uk/

Adres: Parkside Farm
Hadley Road
Enfield
Middlesex
EN2 8LA

İngiltere’de Eğitim Sistemi

Türkiye’den çoğu göçmenin İngiltere’deki eğitim sistemiyle ilgili net bir bilgiye ihtiyaç duyduklarını fark edince böyle bir yazı şart oldu. Yıllardır burada yaşayan ülkemizden insanlar bile eğitim sisteminin nasıl işlediği konusunda sorularını giderememiş. Çocuklarıyla birlikte süreç içinde öğreniyorlar elbette ama yine de bazı detaylar kafa karıştırıcı, bazı dönüm noktalarından önceden haberdar olmak gerekiyor ve de ihtiyaç duyanlar için genel bilgi olarak bir yazıda toparlamak istedim.

Öncelikle Primary ve Secondary ayırarak başlayalım.

Primary’den önce Reception denilen anasınıfı, çocuğun okul sistemine alıştırıldığı, her gün belli saatler arasında ailesi olmadan sosyal bir ortamda vakit geçirebileceğini öğrendiği bir ilkokul öncesi ilk zorunlu yıl. Reception’dan önceki kreş evresi daha çok yarım gün oluyor ve isteğe bağlı gönderiliyor.

Primary (İlkokul)

Primary yani ilkokul 6 yıldan oluşuyor. Bu altı kendi içinde iki gruba ayrılıyor KS1 (Key Stage 1) ve KS2 (Key Stage 2). KS1, 1. ve 2. sınıfı kapsıyor, KS2 ise 3., 4., 5. ve 6. yılları kapsıyor. Bu şekilde kategorize etmelerinin bir sebebi öğrencinin daha geniş bir aralıkta değerlendirilmesini sağlamak ve kazanımları yıl bazında değil de birkaç yıl için hedeflemek.

Primary ile ilgili en önemli konu, ilk iki yılda çocuğunuzu okuma, yazma ve matematikte çok ciddi desteklemeniz. Hele de anadili İngilizce değilse ekstra özen göstermeniz ve takibini yapmanız gereken bir dönem. 3. sınıf biraz daha pekiştirme olarak görebiliriz ama 4. ve 5. sınıfta Secondary’nin temel konularını öğreniyorlar ve bu evrede konuları sağlam öğrenmeleri önemli. 6. sınıfı daha çok tekrar olarak görebiliriz.

5. sınıfın sonunda isteyenin girdiği bir ’11 Plus’ Sınavı var. Bu sınav çocuğunuzun bizim ülkemizde Fen liseleriyle aynı anlama gelen Grammar School’lara girmesini sağlıyor. Sınav hem akademik hem de müzik ve spor olarak üç alandan oluşuyor, çocuğunuzun geçmişte aldığı eğitime göre istediğiniz alandan sınava başvurabilirsiniz. Ancak şunu bilmelisiniz ki akademik alan üzerinden başvuruyorsanız bu sınav her öğrenciye göre bir sınav değil, eğer UK’e yeni taşındıysanız ve çocuğunuz daha İngilizce’yi yeni yeni öğreniyor ise hiç bu sınava girsin de iyi bir not alsın diye uğraşmayın. Çünkü bu sınav hem iyi bir İngilizce gerektiriyor, hem kelime bilgisinin çok iyi olması gerekiyor hem de İngilizce bulmaca ve mantık sorularını çözebilecek seviyede bir birikim gerektiriyor. Bir eğitimci olarak şahsen her öğrenciyi bu sınava sokmak ya da bu sınav için hazırlamamak gerektiğini düşünüyorum. Bu sınava başvuru https://www.elevenplusexams.co.uk/schools/registration-deadlines sitesinden belediyelerin ve okulların organizasyonuyla yapılıyor. Başvurular 5. sınıfın sonunda, sınav 6. sınıfın başında yapılıyor.

Bunun dışında her öğrencinin ilkokulun sonunda girdiği bir başka sınav 6. sınıfın sonunda yapılan SAT sınavları. Bu sınavlar öğrencinin ilkokuldan nasıl bir seviyede mezun olduğunu görmek için yapılıyor ve çocuğunuzun Secondary’de hangi okula gireceğini etkilemese de gittiği okulda hangi sınıfa düşeceğini etkiliyor. Çünkü Secondary’de başarıya göre sınıf yerleştirmesi yapılıyor, bu da tabi ki çocuğunuzun ortamını etkileyeceğinden gelecek başarısını etkileyen faktörlerden.

Secondary (Ortaokul& Lise)

Secondary’i, ortaokul olarak konumlandırabiliriz. 7. sınıftan 11.sınıfa kadar çocuğunuzun 12-16 yaşları arasında zorunlu eğitim gördüğü dönem.

Öncelikle Secondary okullara nasıl kayıt yapıldığını inceleyelim. Öğrenci 6. sınıfın başındayken Secondary’de gideceği okulların bir listesini yapıp belediyenin okul başvuruları için oluşturduğu birime başvuruda bulunuyor. Bu listeyi genellikle adrese göre yapıyorsunuz. Yani yakınınızda hangi okullar varsa ona göre seçim yapıyorsunuz, kontenjana göre giriş alıyorsunuz.

Eğer çocuğunuz 5. sınıfta 11 plus sınavına girip iyi bir puan aldıysa bu puanın size verdiği güce dayanarak adresinizi takmayıp istediğiniz Grammar School’a başvuruda bulunabilir, evinize çok uzak olsa da istediğiniz okula gönderebilirsiniz.

Çocuğunuz Secondary okula başladı, bu aşamada 7. ve 8. sınıf öğrencinin ilgi ve alakasının öğretmenleri tarafından gözlemlendiği bir dönem. Bu dönemdeki ders başarısı ve ilgilendiği alanlara göre öğretmenleri 9.sınıftaki lise bitirme sınavı (GCSE) için dersleri seçmesinde yönlendirecek. Tabi ki sizin de fikrinizi alıcaklar. 9.sınıfın sonunda, 11.sınıfın sonunda gireceği GCSE sınavları için ders seçmiş olacak. 10. ve 11. sınıf bu sınava hazırlanmakla geçicek.

Peki 11.sınıfta GCSE sınavlarını verdikten sonra ne olacak?

Çocuğunuz 11.sınıfı bitirip GCSE sınavlarını verdikten sonra eğitimle ilgili zorunlu süreyi tamamlamış bulunuyor. Bundan sonra isterse okul hayatına devam etmeyip çalışabilir. Ama isterse, yapmak istediği mesleğe göre College seçebilir ya da bazı Secondary okulların bünyesinde bulunan Sixth Form’a başvurup istediği derslerin eğitimini 2 yıl daha alarak üniversite hazırlık sürecine girebilir. 12. ve 13. sınıf olarak geçen bu döneme A level, Vocational College, BTec, gibi isimler verilebiliyor alanlara göre.

Öğrenci üniversitede mühendislik bölümüne girmek istiyorsa A level yapması gerekiyor örneğin. Kuaförlük okumak istiyorsa Vocational denilen meslek liselerine devam ediyor. Teknoloji ile ilgili bir alanda eğitim görmek istiyorsa BTec denilen liselere gidiyor. Bu liselerin sanat, spor gibi alanları da mevcut.

Çok genel bir şekilde bilgi vermeye çalıştım. Bu yazının ikinci bölümünü de hazırlıyorum İngiltere’de eğitim gören öğrencilerin velilerine tavsiyeler adı altında.

Umarım faydalı olmuştur. Başkalarına faydalı olabileceğini düşünüyorsanız yazının linkini paylaşabilirsiniz. Sorunlarınız varsa lütfen yorum olarak bana yazın.

Kolaylıklar!

Londra’ya yakın Lavanta Tarlaları

Lavanta sezonunun açılmasıyla birlikte her sene gitmekten keyif aldığım Londra civarındaki Lavanta tarlalarından bahsetmek istiyorum size. Temmuz gelince sosyal medya hesaplarının lavanta tarlalarıyla dolmasının etkisiyle bir coşkudur gidiyor ama gerçekten de çok güzel bir görüntüsü var Lavanta tarlalarının. Ortasına ne koysan yakışıyor, hangi elbiseyi giysen güzel çıkıyorsun. Öyle bir güzellik…

Önden genel birkaç tavsiye verelim; öncelikle, lavanta normalde Temmuz ortası açan bir bitki ve açtığı ilk iki hafta en güzel hali. Ağustos’un ilk haftası da güzel olabiliyor ama sonrasında lavantalar güneşten soluyor ve renkleri en cazip parlaklığı yitirmiş oluyor. Dolayısıyla gidecekseniz bu dönemi kaçırmayın. Bir de bu sene sıcaklar daha erken bastırdığı için birçok tarlanın işletmesi, lavantaların erken açacağı konusunda bilgi yayınlamış, yani normalde Temmuz ortası en ideal zaman iken bu sene Temmuz başı olabilir.

İkincisi, haftasonları giderseniz aşırı kalabalık olacaktır her yerde olduğu gibi, mümkünse hafta içi gitmeye çalışın. En iyi fotoğraflar için tabiki en ideal zaman sabahtan ve akşam üzeri vakitleri.

Üçüncüsü, lavanta tarlaları arıların çok fazla olduğu yerler. Binlerce arı göreceksiniz, korkmayın birşey yapmıyorlar, asıl ilgi alanları biz değiliz neyseki 🙂 Fakat derler ki lavanta tarlasına giderken siyah giyilmez. Siyah arıyı çekermiş. Bu bilginin bir temeli var mı bilmiyorum ama biraz anane bilgisi, eski olduğu gibi doğruluk payı da olabilir.

Dördüncüsü, bu tarlaların hemen hepsinde lavanta toplamaya izin verilmiyor, lavanta almak istiyorsanız çiftliklerin shop kısmından alabilirsiniz.

1

Mayfield Lavender Farm

Londra’nın neredeyse içi denebilecek kadar olan en yakın Lavanta tarlası burası. İki tarladan oluşuyor, ama çok büyük değil. Ulaşımı arabayla olduğu gibi tren ve otobüslerle de sağlayabilirsiniz. Genelde tüm lavanta tarlası işletmelerinde olduğu gibi burada da piknik yapmaya izin verilmiyor. Ama buranın shop kısmından yiyecek, içecek, dondurma, kek gibi atıştırmalıklar alıp yine bunun için ayrılmış oturaklı alanda yiyebilirsiniz. Lavantalı limonatası özellikle tavsiye ederim 🙂

Her sene bir bu tarlalarda çekilmiş bir fotoğraf yarışması düzenliyorlar, fotoğrafa meraklıysanız bu yarışmaya katılmayı deneyebilirsiniz.

Haziran’ın 1’inden Eylül’ün 16’sına kadar açık. Giriş yetişkinlerde £2 ve çocuklar ücretsiz. Araba giriş ücretini verdiğiniz takdirde parkı ücretsiz.

Adres: 1 Carshalton Rd, Banstead SM7 3JA

Websitesi: https://www.mayfieldlavender.com/

58674

Hitchin Lavender Farm

Burası azıcık daha kuzeyde ama bence buranın güzelliği tarlanın tepeye doğru uzanan yönünde hiç bir şey olmaması yani sanki gökyüzüne doğru uzanıyor dibi masalsı duruşu. Bir de Mayfield’den daha büyük, dolayısıyla insan kalabalığı daha az olabilir duruma göre.

Haziran’dan Ağustos sonuna sabah 10 akşam 5 kadar açık ve giriş yetişkinler için £6, çocuklar için £3.

Adres: Cadwell farm, Arlesey Rd, Ickleford, Hitchin SG5 3UA

Websitesi: https://www.hitchinlavender.com/

Azıcık ilerisinde güne bakan çiçek tarlası da var, gitmişken uğrayın isterseniz.

23

Kentish Lavender

Kent şehri İngiltere’nin bahçesi olarak anılır. Ben biraz kenarından köşesinden görsem de henüz tam olarak gezemedim Kent’i, ama Kentish Lavanta tarlasının ününü epey duydum.

Yalnız buranın diğerlerinde farklı olan bir özelliği grup rezervasyonu yaptırıp gezmek zorunda oluşunuz. Diğerleri gibi giriş ücretini verip özgürce dolaşamıyorsunuz içeride. Ama mesela iki aile birleşip gidiyorsanız yakın da olduğu için burayı tercih etmek sizin için daha kolay olabilir.

Buranın adı Hop Shop Castle Farm olarak geçiyor.

Adres: Redmans Ln, Sevenoaks TN14 7UB

Websitesi: https://hopshop.co.uk/

Keyifli gezmeler!

Giderseniz benimle fotoğraflarınız instagram üzeriden paylaşırsanız sevinirim, merak ederim yoksa 🙂

Instagram: @acemilondoner

Battersea’de bir Gizli Çiçekçi

nature walk (2)

Bazen o kadar olmadık yerlerde o kadar güzel mekanlarla karşılaşıyorum ki bir kez daha diyorum: ‘Londra’nın saklı köşeleri bitmez!

Burayı New Covent Garden çiçek pazarına gittiğim gün buldum. Battersea’de ana yol üzerinde, köprünün ayağında öyle köhne bir yer ki içine girmesem hayatta böyle güzel bir bahçe olacağını tahmin edemem.


Halbuki burayı çok alakasız bir günde üzerindeki köprüden geçmekte olan trenlerden birinin camından görmüştüm. Yukarıdan renkli bayrakların asıldığı bayraklardan ve bahçe görünümünden hoşlanıp hemen oracıkta google haritalardan bulup işaret de koymuşum. Ne garip dimi, bazen bir anı bile doldurmayan saliselik meraklar başka bir zaman karşımıza bumerang misali çıkıyor. Üzerinden trenle geçip yerini bile tam olarak çıkaramadığım bu yer, başka bir yeri ziyarete gittiğim bir günde yolumun üstüne çıkıvermişti işte. Böyle sürprizleri seviyorum.

Aslında Londra’nın ara sokaklarında bu şekilde çok çiçekçi, bahçe dükkanları var, köprünün altına konumlanmış, önünden geçmeseniz bilmeyeceğiniz ama içine girdiğinizde mest olabileceğiniz zevkte döşenmiş bahçeler, harika çiçekçiler. Bir başka benzer yer bildiğim ve sevdiğim, Turnham Green istasyonunun altında, Chiswick yönüne giderseniz bir uğrayın derim. İsmini hatırlayamıyorum çiçekçinin fakat tam istasyonun altında.

Bu çiçekçide sanırım en çok tabelaların uyumunu ve sıradanlığın güzelliğini sevdim. Belli bir tarzı var ama aynı zamanda da o kadar da sade ki sanki biizm arka bahçe. Bir de şu lamba kablosunun çiçekle sarmalanmış olması harika değil mi?!

Islington’da butik dükkanlar

4DSC_0414 copy

Camden Passage

Haftasonu hiç aklımda yokken yolum düştü Islington’a. Kings Cross’daki kanalın kıyısından Angel’a kadar yürüme planı yaptım ama kanalın yanındaki yaya yolu zaman zaman kapandığı için rotayı biraz değiştirdim. Aklınızda olsun belli bir yerden sonra kanal kenarından yürümek mümkün değil bu rotada. Mecburen sokaklara dalıyorsunuz. Uzata uzata Islington’a vardım.

Burayı hep çok sevmişimdir. Nehrin kollarından birine yakınlığı, artisan kafeleri, vintage pazarının kurulduğu sokak olan Camden Passage, ve yol üstü özgün butikleri etkili bunda. Bu hafta sonu hava da güneşli ve neşeliyken buranın muhakkak görülmeli bir Londra köşesi olduğuna kanat edip bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Camden Passage üzerinde kıyafet ve ikinci el ürünler satan birkaç butik dükkanlar var. Ama aslında Angel istasyonundan Holloway Road yönüne giden yol üzerinde de birçok sevimli butik var. Eminim farklı tasarımlar giymeyi sevenlerin ilgisini çekebilecek özgün kıyafetler bulunabilir. Ben şahsen vitrinlerden alamıyorum gözlerimi, hem bu kadar sade hem nasıl çekici olabiliyorlar şaşıyorum.

Bu arada Camden Passage, ismi yanıltmasın, burası Camden’da değil Angel’da. Angel Tube Station’a çok yakın. Aşağıda butiklerin fotoğraflarını paylaşıyorum, Camdan Passage üzerinde olanları ve Islington High Street’te olanları altına not edicem.

Camden Passage
Camden Passage

Camden Passage
DSC_0488 copy
Camden Passage
DSC_0489 copy
Camden Passage
DSC_0490 copy
Camden Passage
DSC_0493 copy
Camden Passage
DSC_0492 copy
Camden Passage
DSC_0491
Camden Passage
DSC_0502 copy
Camden Passage
DSC_0503 copy
Camden Passage
DSC_0466 copy
Camden Passage

DSC_0411 copy

Londra’da ulaşım | Daha ucuz ulaşım için Oyster Kart ile ilgili bilmeniz gerekenler

Ulaşım Londra’daki en pahalı giderlerden biri. Bu yüzden Oyster kartla ilgili bilmeniz gerekenler ve ulaşım harcamalarınızı nasıl daha ekonomik hale getirebileceğinizle ilgili bir yazı hazırladım.

1. İlk olarak bilmeniz gereken kolaylık, dailycap denen uygulama. Yani bir gün içinde Oyster Card’ta belli bir miktardan fazlasını harcamıyor oluşunuz. Örneğin otobüse bindiniz, 1.50 pound ücret aldı, ikinci ve üçüncü binişinizde de 1.50 pound aldı, ancak üçüncü otobüs binişinizden sonra artık Oyster kart sizden otobüs ücreti almayacaktır. 4.50 pound dan sonraki tüm otobüs binişleriniz o günün sonuna kadar ücretsiz olacak. Bunu bilirseniz zaten üç otobüse binip ücret ödediğiniz bir günde, dördüncü ve sonraki otobüslere ücret ödemeyeceğinizi bilerek kafa rahatlığıyla otobüse atlamaya devam edebilirsiniz.

2. Oyster kart, üzerinizde para olmayan ya da yükleme yapamadığınız durumlar için acil olarak eksiye geçmenize izin veriyor. Mesela içinde hiç para olmasa dahi, acil bir anda herhangi bir taşıta binip 1.50 pounda kadar eksiye geçmenize izin veriyor. Örneğin içinde 0.30 pence var, ortalama bir tren kullandığınızda 1.50 poundu eksiye düşmeye izin verince, 1.80 poundluk bir yolculuğu yapmanıza izin vermiş oluyor. Tekrar yükleme yaptığınızda ise sizden eksiye düşürdüğü bu miktarı geri alıyor. Buna güvenerek hareket etmek makul olmasa da acil durumlar için böyle bir opsiyonun olduğunu bilmek işinizi kolaylaştırabilir.
3. Pembe Oyster okuyucu ve Zone 1 ödemesi yapmadan seyahat etmek. Bu ne demek? Şimdi bir yerden başka bir yere gidiyorsunuz ama yolunuz Zone 1’den geçiyor, halbuki Zone 1’de inmeyeceksiniz, neden buranın -yani Londra’nın en pahalı bölgesinin- ücretini de ödeyesiniz ki, değil mi? İşte bunun için Zone 1’in etrafındaki istasyonlarda pembe Oyster kart okuyucuları yerleştirdikleri yerler var, buralardan geçiş yaparken Oyster’ınızı buralara okutursanız sizden Zone 1 ücreti almayacaktır, ve böylelikle seyahatiniz daha ucuza gelecektir.
Örneğin Kentish Town’dan Richmond’da gidiyorsunuz, ve Willesden Junction’dan geçeceksiniz. Willesden Junction’da tren değişikliği yaparken pembe Oyster kart okuyucuya kartınızı okutursanız daha az ödemiş olacaksınız. Peki hangi istasyonda pembe kart okuyucu olduğunu nereden bileceğim derseniz de, TLF’in sayfasında bu pembe kart okuyucunun olduğu istasyonları görebilir, yolculuğunuzu planlarken buralardan geçiş yapmaya çalışabilirsiniz.
4. Contactless banka kartının Oyster’a göre daha ucuza gelmesi. Bir hafta boyunca tüm yolculuklarının için contactless kullandığınızda, bir hafta boyunca Oyster kullanmanıza göre daha az ücret ödüyorsunuz. Haftalık kullanımda 10 pound kadar fark ettiği oluyor. Tabi bu bir haftalık kullanımda fark ediyor, günlük kullanımda büyük bir fark olmayabilir. Dolayısıyla bir an önce conctactless kart ya da Apple pay ile ödemeye geçmeniz daha karlı olacaktır.
5. Oyster kartı iade edebilir, parasını geri alabilirsiniz. Özellikle kısa süre için Londra’ya gelenler için önemli bir nokta olabilir bu. Londra içi ulaşım için aldığınız Oyster kartı, Londra’dan ayrılırken herhangi bir istasyonda geri iade edebilir ve ilk başta bu kartı almak için ödediğiniz (sanırım 5 pound gibi bir rakamdı) ücreti geri alabilirsiniz.
6. Railcard. Railcard UK’in her tarafında geçerli olan, ve daha çok National Rail kullandığınız yerlerde geçen, bir yıllık ücreti 30 pound olan bir kart. Gençler için, sürekli seyahat eden çiftler için, aileler için gibi birkaç türü olan bu kart genel olarak National Rail içere tren seyahatlerinizde %30 gibi bir indirim uyguluyor ve yıllık hesap yaptığınızda epey bir fark yaratıyor. Bu kartı Oyster kartın içine de yükletebiliyormuşsunuz, bu durumda Oyster’ı kullandığınız her yolculuk yine %30 indirime denk geliyormuş. Bunu denemedim ama denemeyi düşünüyorum, siz denerseniz, lütfen bana da yazın.
Umarım bu bilgiler işinize yarar, kolaylıklar!

 

Londra’nın Çiçek Pazarları

3Ah Çiçekler! Her mevsim şaşırtırlar insanı binlerce renk geçişleriyle, eşsiz desen ve tasarımlarıyla! Çok çiçek seven bir annenin kızıyım, hep çiçek vardı dört bir yanımda fakat burada ayrı görünüyor çiçekler gözüme. Bilmiyorum sunum şekillerinden mi, estetik aranjmanlarından mı… Çoğu yerde gördüğümüz çiçeğin zarafetini bozan simli, yapay kokulu, alakasız bir araya getirilmiş çiçeklerden oluşan buketler yok bu pazarlarda. Çiçek olduğu gibi, tamamen makyajsız kendi güzelliğiyle sergileniyor ve bu beni mest ediyor!
Okumaya devam et

Londra’ya yakın denize girilebilecek 5 sevimli sahil kıyısı

Öncelikle genel bilgi, UK’de pek de Türkiye’deki kumsallar bulmayı beklemeyin. Cornwall ve Devon tarafları biraz daha farklı ama çoğunluk bizim alışageldiğimiz kumsallardan değil. Gidince göreceksiniz zaten, insan anlıyor bu insanlar neden yazın akın akın Türkiye’ye geliyor diye. Çoğunun kumsuz, taşlı, bir plajı var, hemen derinleşen ve okyanus etkisiyle akıntılardan sebep bulanık bir suya sahip. Ada rüzgarı en sıcak günde bile eksik olmuyor, havanın aniden değişmesine hazırlıklı olmalı, rüzgarın yazın ortasında da üşütebileceğini aklınızda tutmalısınız. Continue reading “Londra’ya yakın denize girilebilecek 5 sevimli sahil kıyısı”